Medyatik kuramsal fizikçi ve fütürist Michio Kaku,  geçtiğimiz hafta ilk defa Türkiye’de sunum yaptı.  Elektrik – Elektronik, Makine ve Bilişim İhracatçıları Birliği’nin Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlediği AR-GE Proje Pazarı etkinliğinin konuk konuşmacısı olarak çıktı.

Sunuculuğunu metrobüszade Vatan Şaşmaz’ın yaptığı etkinlikte, en iyi ar-ge projelerinin ödülleri verilmeden önce  Michio Kaku’nun konuşması oldukça ilgi gördü.  Konuşmanın teması, “Gelecekte bizi neler bekliyor”du. Sayın Kaku’dan davetlilerin tamamına yakınının mühendis, mühendislik öğrencisi ya da bilişim/teknoloji insanı olduğunu göze alarak daha detaylı bir sunum yapmasını beklerdim. Genele yönelik hazırlanmış jenerik sunumlarından birini yapmış olsa da bu onun ilgiyle dinlenmesini engellemedi tabii ki.

Elbiselerin aynı zamanda insanın  doktorluğunu yapacağı, DNA çiplerine sahip klozetlerin eş zamanlı olarak idrar tahlili yaparak bizi sağlığımız konusunda bizi uyaracağı gibi sağlık konusundaki öngörüleri bir tarafa bırakırsak genel olarak konsept aşamasındaki projeleri bize aktardı.

Bu konsept projelerin çoğu zaten size aşina gelecektir.

Örneğin  otomatik sürücülü otomobil. Aracın GPS konumu üzerinden insansız çalışan otomobil Nevada sokaklarında deneme sürüşünü yapmıştı. Sayın Kaku GPS’in tünellerde ve kapalı otoparklarda çekmediği durumları bize anlatarak moralimizi bozmadı sağ olsun. Otomatik şoförlü araçların neredeyse sıfır kaza oranıyla çalışarak trafik kazalarının sona erdireceğini söylemesiyle neşelenmekle meşguldük zira .

 Artırılmış gerçeklik (augmented reality) uygulamalarının  geleceği sayın Kaku’yu oldukça heyecanlandırıyor olmalı. Üzerinden bu kadar durduğuna göre önümüzdeki 20 yıl içinde geleceğini en sağlam gördüğü konulardan biri sanırım. Önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim sanal gerçeklik içeren  askeri kasklarla  (HUD) olan tecrübelerini paylaştı. Her birinde ayrı birer ip adresi bulunan bu kasklar internet üzerinden tanımlanan dost ve düşman bölgeleri ayrı ayrı renklendirerek askerlere gösteriyor. Michio Kaku’ya göre bu başlıkların yerini kontak lensler alacak. Bu lensler, alış veriş yaparken bir ürüne baktığımız zaman o ürünün bilgilerini ve hangi mağazalarda en ucuzunun bulunduğunu önümüze getirebilecek.

En ileri gelişmelerin tüketim/alışveriş sektöründe olması bizi şaşırtmamalı elbette. Bu yüzden 3D ölçülerimizin yüklü olduğu kredi kartlarımız sayesinde üzerimizde denemeye gerek kalmadan online alışveriş yapacağımızı söylediğinde şaşırmadım ben de. O günler gelse ve ben görebilsem bile yine de elimle tutabildiğim üzeirmde deneyebildiğim kıyafetleri satın almak isterim doğrusu.

Sayın  Kaku’nun bahsettiği gözlüksüz 3D teknolojisi ise seri üretimi yapılıp ticarileştirilmiş durumda çoktan. Robodoc, robolawyer gibi alanındaki sıkça sorulan soruların %99’unu kapsayan robot, avukat vs. robotların olacağından ise şüpheliyim. Bu teknoloji için robota da gerek yok. Bilgisayarlar üzerinden akıllıca dallanmış yapay zeka uygulamalarıyla zaten yapılabilir durumda. Henüz ticarileştirilmemiş olması (bildiğim kadarıyla) ise arama motorunu bilinçli kullanan kişilerin zaten bu tür robotlara ihtiyaç duymaması olabilir. Hatta robot yerine bu hizmetleri akıllı telefonlar verebilecek durumda.

Öngörüler arasındaki “Smart Barbie Doll”, akıllı barbi bebekler için ise pek bir yorum yapamıyorum açıkçası:) Oğlan çocuklarının onların da kıyafetlerini çıkarıp orasını burasını kurcalayacaklarını tahmin edebilmek beni fütürist yapar mı emin değilim:)


Timsahlar ölümsüzdür

En yüksek beklentiler sağlık sektörü konusunda… Steve Jobs’ın ölümüne neden olan Diyafram kanserinden bahsetti Kaku… Pankreas kanserinin gelişmesi 20 yıl sürüyor ve sonra tedavisi olmayan 3 yıllık bir süreçten sonra insanlar ölüyormuş. Aslında pankreas kanserinin tedavisi var ama semptomları son 3 yıllık sürede görüldüğü için, tedavisi mümkün olmayan aşamada tespit edildiği için tıbbi literatürde tedavisi mümkün değil diye geçiyor. Kaku’ya göre gelecekte robotlar karşımıza geçip diyecekler ki; “Sana bir kötü bir de iyi haberim var, pankreas kanseri olmuşsun. Ama üzülme dostum tedavi olmak için daha 20 yılın var!

Michio Kaku ayrıca timsahların ölümsüz olduğunu, ortalama ömürlerinin 70 yıl olarak bilinmesinin sebebi olarak da hayvanat bahçesi görevlilerinin ömürlerinin vefa etmemesinden kaynaklandığını, insanların da timsahlar kadar uzun yaşayabileceğini iddia etti.


Her ne kadar “2012 oldu uçan arabalar nerde lan…!” serzenişinde biri olsam da bugün teknolojiyi etkin kullanan birinin bilim kurgu havasında yaşaması mümkün. Eşyalara sesli komut verebiliyor, eve gelmeden önce kombi, klima gibi eşyalarımıza talimat verebiliyor, haritada arkadaşlarımızın nerede olduğunu görebiliyor, arkadaşlık servislerinden bize en yakın karşı cinsi bulup diyaloğa geçebiliyoruz.  Tabi bu dünyanın bir yerlerinde hala insanların susuzluktan, açlıktan ve basit hastalıklar yüzünden öldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bu yüzden gelecekte karşımıza çıkabilecek teknolojiler seyircileri heyecanlandırsa da onlara sadece şanslı azınlığın sahip olabileceği gerçeğini görmezden gelemedim… O değil de sahi uçan arabalar nerde kaldı? Michio Kaku’nun sunumuna bile giremediğine göre insanoğlu epey bekleyecek.

Reklamlar

Yet ANother inDEXer”

Bir son kullanıcı olarak hiç bir alanda tekelleşmeden yana değilim. Bu sebeple çoğu platformda alternatifleri tercih ediyorum.

Yandex bu tür bir alternatif olmak için henüz adaylık aşamasında. Geçtiğimiz günlerde bobiler.org’a yaptırdığı reklamıyla sosyal medyada dikkatleri üzerine çeken Yandex, Türkiye pazarını elinden geldiğince zorlayacağa benziyor.

yandex.com’a ilk girdiğim zaman düşündüğüm, rusların ak47, mig, t34 ve aimp2’den bildiğimiz  “sade ve sağlam”  mottosundan fazla etkilenmediği olmuştu. Üstte haber başlıkları, altta ise harita, trafik, hava durumu ve ne çıkacağı belli olmayan random bir kutucuk… Kullanıcıların ortak ihtiyaçlarını tek pencerede gidermesini sağlamaya çalışarak fark yaratmaya çalışmış. Benimsemediğim bir prensip bu. Bir site olsun içinde herşey olsun mantığının çoktan bittiğini düşünüyorum. Öyle olsaydı Acun Ilıcalı’nın Türkiye’nin en çok ziyaret edilen sitesini kurma iddialarıyla ciddi  bir yatırım yaptığı acunn.com bugün Survivor hayran sayfasından çok daha fazlasını ifade edebilirdi belki.  Ne kadar sade ve nişden yana olsam da yandex google’ın “açılış sayfası” tahtını almak için bu tür bir farklılık düşünmüş sanırım. İnsanlar tarayıcılarını açar açmaz bu tür özet bilgileri görmek ister mi bilmem ama ben hava durumuna bakmak için chrome bar’ına “istanbul hava durumu” yazanlardanım.

Yandex ismi Rusça’da bir anlam ifade etmiyor. “yet another indexer”‘ın kısaltılmışı.

Halka açık olan şirketin değeri 40.000.000 $ civarında. Yani google’ın yaklaşık1/5’i. Rusya’nın en çok girilen web sitesi.  Beyaz Rusya, Kazakistan, Ukrayna ve Türkiye’de de hizmet veriyor. Rusya’dan sonra en çok önem verdikleri ülke ise Türkiye.  Küresel ölçekte çok güçlü bir atak beklemiyorum yalnız Türkiye’de beş içerisinde google ile kafa kafaya geleceğini (en azından bir zamanların hotmail yahoo rekabetinin yahoo’su olacak kadar) düşünüyorum. Bunun için diğer bütün ikincilerin yapması gerektiği gibi agresif bir pazarlama politikası izlemeli ve öne geçeceği kategorileri sahiplenerek önplana çıkarmalı. Pek etik olduğu söylenemez ama piyasadaki ikinci sürekli birinciye çatmalı, amiyane tabirle “laf sokuşturmalı”. Bunu reklamlarında göremiyoruz ama yandex yöneticilerinin bazı söylemlerinde şahit olabiliyoruz:)

Panoramik görüntü alan Yandex araçları, MİT ve Genelkurmay ofislerinin görüntülerini aldıkları için takibata uğradı.

Öne geçeceği kategorileri belirlemek ve bunu ön plana çıkarmak konusunda ise yandex ekibini başarılı buluyorum. Yandex haritalar İstanbul ve İzmir panoramaları ile en azından Türkiye’de google.maps’in önünde. Haritası, ana/ara arterler daha geniş ve anlaşılır.

Ortaköy sahilden evimin sokağına kadar panoramik haritayla gidebildim.

Panoramik haritalarla, ortaköy sahilden evimin sokağına kadar gidebildim

Ayrıca başta metrica olmak üzere webmaster ve yandex.xml gibi servisler de internet sitesi sahipleri için fark yaratan uygulamalar. Ayrıca mobil tarafa da gereken önemi vermişler. Tüm bu uygulamalar için inceleme yazılarımı ilerleyen zamanlarda burada yayımlayacağım.

Yandex Türkiye ofisi hangi ajanslarla çalışıyor bilmiyorum ama pr konusunda başarılı işler çıkardıkları bir gerçek.  Basılı ve online basın organlarının temsilcilerini toplayarak Moskova’daki merkez ofislerine basın gezisi düzenlemeleri ve bu gezide Türkiye masası ekiplerindeki Türk bayrağı ve Atatürk resimlerini ön plana çıkarmaları bunun bir göstergesi. Televizyon ve internetin çeşitli mecralarına verdikleri reklamları da küçümsememek gerek.

Deneme amaçlı olarak firefox toolbarımda yandex’e geçiyorum. Bakalım neler olacak.

                      “Her şey eğlenceli olabilir ve eğlenceli davranış tekrar eder.”


Gönülsüz çalışan bir insan “x” kadar katma değer sağlıyorsa isteyerek çalışan bir insan “2x”, hırsla, yarışarak çalışan bir insan ise “4x” değer sağlayabilir. Gamification / Oyunlaştırmanın amacı ise son iki maddeyi birden sağlayıp 8x değer ve daha da önemlisi bunun sürekli olmasını sağlamak.

      Gamification / oyunlaştırma dediğimiz hadise sıradan işlere oyun kurgusu ve grafikleri ekleyerek eğlenceyi, kullanıcı kıyaslamalarını ekleyerek  rekabeti sağlamak.

     Sadece bilişim ya da pazarlama sektöründe değil hayatın her alanında kullanılabilecek bir konu. Bu yüzden bu alanda yapılabilecekler hayal gücüyle kısıtlı olsa da kullanılan temel prensipler hemen hemen aynı;

*Skorbord

*Rütbe

*Level

*İlerleme çubuğu
*Kullanıcılar arası rekabet
*Sanal para birimi

*Diğer aktivitelerin içine küçük oyuncuklar yerleştirme
*Ödüllendirme, alışveriş,ticaret, hediyeleşme, değiş-tokuş sistemleri

Bu bilgiler ışığında aklımıza ilk gelen örnek Foursquare oluyor. İnsanların sinir bozucu olmak pahasına her gün öğle yemeğini yedikleri yerde “check in” yaptırmalarının altında o mekanın “mayor”u olmak motivasyonu var elbette. Pek çok forum sitesinde kullanılan rütbelendirme çeşitlerine de çoğumuz aşinayız.

En basitinden linkedin’de bile profil güncellemeyi teşvik için şöyle bir progress bar mevcut;

Canımız ciğerimiz wordpress  bu mevzudan da geri durmamış tabii ki. Ama ben oyunlara kışkırtmalara gelmiyorum efendi efendi haftada bir yazıyorum 🙂

Wolksvagen fun theory kampanyasıyla bu konunun en önemli destekçilerinden.

Bu videoda oyunlaştırmanın insanları geri dönüşüme nasıl teşvik ettiğini göreceksiniz;

“Dünyanın en derin çöpü” uygulaması sayesinde çöp kutusunda normalinin 3 katı çöp toplandı;

Bunu sanırım çoğumuz önceden görmüştü; yürüyen merdiven yerine sağlıklı yaşamı teşvik eden piyano merdiven;

Benim favorim ise Japonya’dan geliyor. Sega, pisuvarlara yerleştirdiği sistemle tuvaletlere yeni bir boyut katmış. Sistemde 4 çeşit oyun var; birinci oyun idrar ile resim çizme, yazı yazma oyunu. ikinci oyun idrarın şiddetini ölçme oyunu. Önceki basınçlarla kendi basıncınızı karşılştırabiliyorsunuz. Üçüncü oyun zaman oyunu. Yine sizden önce yapanlarla, kendi sürenizi karşılaştırabiliyorsunuz. Dördüncü oyun ise çoklu oyunlar. Aynı anda işinizi gördüğünüz kişilerle basınç, uzunluk veya ekranda görünen hedefi vurma yarışması yapabiliyorsunuz.

Bu konudaki kayda değer gelişme ve uygulamalara ilerde değineceğim.

Bir sıvı silici firması tipp ex… Sıvı silici kelimesini bulmak için internetten birazcık araştırma yaptım zira 90 öncesi doğan nesil olarak “Daksil” diye biliyoruz kendilerini. Hani şu yalnızca dönem ödevlerinde  hatırladığımız, “hoca ödevlerde daksil kullananın notunu kırıyormuş”  tedirginliğindeki kırtasiye malzemesi.

Tipp ex’in youtube üzerinden başlattığı interaktif takeover kampanyasına şahit oldum geçtiğimiz ay. Diğer konulardan bu kampanyaya sıra gelene kadar video 9.000.000 izleyiciye ulaştı bile.

Olay örgüsü basit, avcı ve ayı arkadaşlar doğum günü partisi kutlarken dünyaya meteor çarpmak üzere olduğunu görür ve avcı bir tipp ex bularak videonun yılını değiştirmemizi ister. Böylece meteordan kurtulur ve maceradan maceraya ışınlanırlar.

Yılları teker teker girmekten imtina edenler için kısaca yazayım;

-10000000 Dinazor çağı
-999999 taş devri
-2000  Eski Mısır çağı
0 Hz.İsa’nın doğumu
100 Roma
500 Ortaçağ
1492  Amerika’nın keşfi
1776  Rönesans çağı
1800  Vahşi Batı
1912  Stan & Ollie
1914 Birinci dünya savaşı
1930 Büyük buhran
1939 İkinci dünya savaşı
1955 Elvis
1960 Çiçek kuşağı
1969 Aya çıkış
1972 – Parti
1980 – İlk Pc oyunu
1985 – Grafiti
1989 – Berlin duvarı (Duvarı yıkmak için zaman göstergesini koçbaşı gibi duvara vurmalısınız)
1990 – Amerikan dizi klişeleri
2000 – Milenyum kaos beklentisi
2001  İkizkuleler saldırısı
2003 – Terminator
2004-Facebook
2005-Youtube
2007-iphone devrimi
2009- mezarlık (twilight furyasına yordum)
2013-uzaylı istilası
20.000 – big bang

2010 yılında çıkan bir önceki kampanyaya ise burada ulaşabilirsiniz;

tippexperience shott the bear;

Kampanya’nın üreticisi, Fransız reklam ajansı Buzzman ekibini bu kaliteli ve eğlenceli kampanyasına on puan veriyorum.

Ziyaretçi akını çekmesinden ziyade ilgi alanlarımın dokümantasyonu ve kısa bir portfolyo olmasını istediğim bloğumda bir ayda neler olmuş diye istatistiklere baktığımda biraz şaşırdım doğrusu.

Kendi halinde mütevazi bir blog için 200 üzeri hit fena bir sayı olmasa da tahminimin üzerinde diyebilirim. Beni asıl şaşırtan ise ziyaretçi aldığı farklı ülkeler. Görünen o ki globalleşme tahminimden daha fazla hayatımızda.

İngilizce ve Almanca dillerinde de yayın yapmayı orta vadede düşünüyordum ama en azından İngilizce yayın için acele etsem fena olmayacak.

fatihdogan.org’u ziyaret etmeye değer bulan herkese,  UK, USA, Rusya, Moğolistan, Kanada, Endonezya ve Hollanda’ya selamlarımı, Avrupa ve Latin Amerika’ya sitemlerimi yolluyorum. Avustralya da Allahından bulsun.


Gerçekliğin sorgulanması antik yunandan öncesine kadar dayansa da günümüz dijital teknolojisi, kendi gerçekliğini oluşturmaya doğru adım adım ilerliyor.

Artırılmış gerçeklik uygulamalarını inceleyeceğim bu kategorideki ilk yazımda, bu terime yabancı olanlar için tanım ve tarihçeden  başlıyorum. Nazilerin savaşın insan ırkını geliştirdiği görüşlerine katılmasam da pek çok bilimsel gelişme gibi bu alanın öncülleri de askeri teknoloji kaynaklı.

HUD (Head-up display) denilen, Savaş uçağı pilotlarının kokpit ekranlarında ve piyadelerin kasklarına takılan ekranlar ile bazı bilgilendirici veriler (hız, ısı, yükseklik, koordinatlar, radar vb.)  aktarılıyordu.

AR uygulamalarının temel mantığı  gerçek görüntüyü ekranlara aktarıp üzerine dijital tabakalar ekleyerek bilgilendirici veya eğlendirici görüntü çıktısı almak. Bunun üzerine sesli çıktı ve GPS konumu gibi ek özellikler de kullanımı çeşitlendiriyor.

Belki böyle anlatınca biraz basit gelmiş olabilir ama görüntü işleme yazılımlarının etkin kullanımıyla birlikte orta vadede bilim kurgu filmlerindeki seviyeye ulaşmamız mümkün. 2022 yılında o aptal alüminyum folyo kıyafetlerden -umarım- giymeyeceğiz ama en afillisinden akıllı gözlüklerimizin olacağı aşikar.

Google ve ardından bir kaç firma akıllı gözlük projelerine yoğunlaşacağını açıkladı ama gözlüklere işlemci eklemek yerine smartphone/tabletlerden data kablosu ve/veya kablosuz protokoller üzerinden gözlük ekranlarına output almak çok daha mantıklı bir hareket olur bana kalırsa. Navigasyon frame’i gözlük ekranının köşesine verilirse tadından yenmez.

Ankara merkezli infodif firmasının makyaj uygulaması bu konudaki yerli teşebbüslerden bir tanesi;

Bu alanda Türkiye pazarında belirgin bir talep yok ama klasik iktisatın babalarından Jean Baptiste Say’ın dediği gibi; “Her arz kendi talebini yaratır.”

Bu konudaki diğer yerli örnek  deSurfact uygulaması.  Reel ekonominin %65’ini oluşturan eğlence sektörüne yönelik olması akıllıca bir hareket;

AR konusundaki kısa vadeli öngörüler gps, konum ve görüntü işleme üzerine odaklı. Örneğin kameramızı sokaklara çevirdiğimizde o bölgedeki metro, hastahane vs.’nin bize okla ve harita üzerinden yönlendirilmesi, restoranların taratılarak haklarındaki yorumların okunması, yemeklerinin fiyatlarının vs. görünmesi…

Augmented Reality’den bahsedip de Layardan bahsetmemek haksızlık olur. Hollanda’da yaygın fakat verilerin girilmesi halinde İstanbul’da da bu uygulamayı kullanabileceğiz;

İsveçli bir firmanın geliştirdiği konsept aşamasındaki bir proje, yüz tanımlama ( face recognition software) ve sosyal network profillerinin akıllıca birleşiminde oluşuyor;

Kartvizitlerine QR kod  koyanları hep takdirle karşılamışımdır, peki ya böylesi?

Konumsal AR uygulamalarından bir örnek, tabi bu da konsept aşamasındaki hali. Scene Search ve Scene Learning yazılımlarıyla neler yapılabileceği konusunda küçük bir örnek;

Bir web kamerası ve yazıcıyla yapabilecekleriniz;


Geçtiğimiz ay Nokia Lumia’nın düzenlediği bir etkinlikte Angry Birds tokatlamaca;

National Geographic bizi Serengeti steplerine götürüyor;

Geçtiğimiz Nisan ayına damgasını vuran Google Project Glass gözlük tanıtımı;

Vee Microsoft’un cevabı gecikmiyor:)

Bir zamanlar ios developer olarak mensubu olduğum, amatör ruhla profesyonel işler çıkaran,  Mobil reklam mecrasında Türkiye’nin ilk şirketi olan  Mobilike, Berlin merkezli madvertise’den yatırım aldı.

Mobil reklam platformu Madvertise’in merkezi Berlin olmak üzere Hamburg, Londra,

Madrid, Barselona, Milan ve Paris  olmak üzere yedi tane bürosu var. Mobilike’ı da bünyesine katarak sayfa görüntülenmesini ayda 2 milyara çıkarmayı hedefliyor.

Madvertise CEO’su ve kurucu ortağı Carsten Frien;

“Türkiye dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri. Yüksek mobil etkileşimi, genç ve
varlıklı  kullanıcı kitlesi ile Türkiye’de varlığımız, Avrupa pazarında lider olmak için attığımız mantıklı bir adım oldu.

Türkiye’deki mobil reklam pazarında Mobilike ve kurucuları Şekip Can Gökalp ve Volkan Biçer ile birlikte ilerlemekten çok mutluyuz. Türkiye’de ileri mobil pazarlama konusunda fantastik bir iş çıkardılar ve Mobilike’ı pazar lideri yaptılar.” açıklamasında bulundu.

Gönül ister Türk firmaları avrupa menşeli firmalarını satın alsın ama öncesinde yerli firmalarımızın globalizasyon sürecini tamamlaması gerekiyor sanırım. Zaten Şekip Bey facebook hesabından yeni hedeflerinin MENA (Middle East and North Africa) olduğunu açıkladı bile.

Volkan ve Şekip abilerimi buradan kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.

İlerleyen günlerde kendileriyle söyleşilerimi burada bulacaksınız.

basın bülteniMüteşebbislerimizin reklamlar ile arası biraz serin ama reklamın ucuzuna hatta bedavasına bayıldıklarından eminim.

Onlar da biraz haklı aslında; sadece reklamdan müteşekkil, içeriği yok denecek kadar az, “Ahşap Journal”, “Ankastre dünyası” gibi isimleri olan dandik sektör dergilerine bile reklam vermek için dört haneli bir masraf yapmak gerekiyor.
Bu noktada basın bültenleri çıkıyor karşımıza… devamı

Uzun süredir takdir ederek takip ettiğim, yerel figürleri mizahla harmanlayıp global oyunlar çıkaran digital medya evi cohous’un yeni oyununa şahit oldum geçtiğimiz günlerde. İsmi “YANGIN VAR”.
Bu iphone oyununda tulumbacılarımızı yangına yetiştirirken bir taraftan tehlikelerden kaçıyor, diğer taraftan su depoluyoruz.
Grafikler, sesler, madalya ve terfiler oyuna bağımlılık yaratıyor. Facebook API’si de çok güzel bir şekilde kullanılmış. Birinci sınıf bir iş. Malesef oyunun android sürümü çıkmayacak ama Cohous ‘un bir sonraki oyunu iki platformda birden yayımlanacakmış.
Bu güzel oyun için oyunun programcısı sevgili arkadaşım Serol Kırçıl’ı, grafiklerinin hastası olduğum cohous tasarım ekibini ve yönetimini tebrik ediyorum. Ne diyelim;
“Destuuurrrr çarpmasın!”

O meşhur filmde söylediği gibi; “Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?”

Bir avuç çakıl taşımız var ve sırayla denize fırlatıyoruz, taşların peşisıra dalacağız karanlık sulara… Bu yüzden ilk yazım için eskimeyecek bir konu seçtim;

“Büyükçe bir kap çıkardı ve içine büyük büyük taşlar koydu.

“Bu kap dolu mu?” diye sordu.

“Dolu” diye yanıtladım…

Cebinden çakıl taşlarını çıkarmasıyla yüzünde hınzır bi gülümseme belirdi.

“Eşşek kadar adam oldun utanmıyosun di mi bu yaşta taşla toprakla uğraşmaya”

Zaman yönetimi konusundaki yazıma buradan ulaşabilirsiniz;
 https://mfatihdogan.wordpress.com/sektorel-yazilarim/zaman-yonetimi-maceram/.

Zaman yönetimi için diğer ipuçları ise burada;

https://mfatihdogan.wordpress.com/sektorel-yazilarim/zaman-yonetimi-icin-ipuclari/