Mesajlar Etiketlendi ‘e-ticaret’

Güvenlik sertifikaları ve artan kredi kartı sayısıyla birlikte e-ticaret üzerinde dönen likitide de günden güne artıyor. Türkiye’deki kredi kartı sayısı 50.000.000 ve banka kartı sayısı da 80.000.000’u geçmiş durumda. Kişi başı 2 kredi kartı 3 atm diyecek olursak internetten alışveriş yapan/yapabilecek 25.000.000 kişilik bir potansiyelimiz var. Hepsinden de önemlisi, bu kalabalık, internet üzerinden alışveriş yaparken “kart numaram çalınır mı?” gibi soruların uzağında olduğumuzu bizzat deneyerek veya yakınlarının deneyimlerinden ötürü öğrenmiş durumda.

Kredi kartında kullanıcı deneyimi-neredeyse- oluşmuş durumda ve Türkiye’de kullanıcı deneyimi demek hemen hemen herşey demek. e-ticaret’e girişlerini erteleyenler herşeyden önce kullanıcı deneyimi ve alışkanlıklarını pas geçiyorlar. Sektördeki rakipleri kartopu gibi büyümelerini kümülatif/katlanarak arttırırken avuç içinde erimeyi bekliyorlar…

e-ticaret’e geç kaldığınız her bir gün;

Türk kullanıcıları e-ticaret sitelerinden 40.000.000 tl’lik alışveriş yaptı.

Günde 370.000 işlem yaptılar,

İşlem başına ortalama 172 TL harcadılar;

İnternete giren her 7 kişiden 1’i internet üzerinden alışveriş yaptı.

Ve birileri kazandı, birileri izledi…

Dipnot: Veriler BKM verileridir ve sanal pos’la yapılan işlemler dikkate alınmaktadır. Sanal pos’un sair sektörlerde kullanımından ve alternatif ödeme sistemleriyle yapılan alışverişlerden kaynaklanan sapma payı mevzu bahis olabilir.

Reklamlar

Thomas Savery, buharın itiş gücünü ticari amaçları için kullanmayı akıl ettiğinde bu yolun sonunun atsız arabalar, insansız dokuma tezgahları ve iki dünya savaşıyla devam edeceğinin farkında mıydı acaba? Bu iki dünya savaşı ve bir soğuk savaşın sonunda serbest piyasa, “bırakınız yapsınlar”cı “özgür dünya” diyalektikten sağ çıkan taraf oldu. Marks’ın çok güvendiği denklemleri pek çok temel değişkeni analiz edemediği için başarısız birer fütürolojiden öteye gidemedi. Günümüz kapitalist sistemi, temel prensipleri açısından ne o dönemdeki rakipleri ne de neolitik çağdan çok farklı değil aslında.  Kilosuna 2.5 lira verdiğimiz domatesin yalnızca 25 kuruşu köylünün cebine girdiğine göre tarıma başladığımız 12.000 yıldan beri köylü sömürüsünün ötesine hala geçememişiz…

Kıtlık zamanlarında gıda fiyatlarının daha da tırmandırılması için tüccarlar tarafından Haliç’e kasa kasa dökülen  sebze meyveler geride kalmış olsa da köylünün tarla tapanı traktörü yabancı bankaların ipoteğine gün be gün giriyor. El sanatları ve zanaatkarlık günden güne ölürken  katkılı koruculu gıda ürünlerinden başka neredeyse alternatif yok. Üreticiden tüketiciye kadarki zincirde on tane tedarikçi ve komisyoncudan geçerek fiyatları şişiyor.

Üreticiden tüketiciye uzanan zincirde aracıların kaldırılması, hiç değilse azaltılması daha önceden denenmemiş bir şey değil aslında. Kabzımalların tekel oluşturup satamadıklarını çöpe atmak pahasına sebze fiyatlarını karaborsaya çekmeleri sonucunda dönemin İstanbul valisi sebze tedarikçilerini toplayarak fiyatları düşürmezlerse, Anadolu’dan kamyonla sebze alıp uygun fiyata sokaklarda satmakla tehdit etmişti. Daha da kötüsü bu tehdidini gerçekleştirmek zorunda kaldı. Bu olaydan sonra kurulan semt pazarlarından zamanla köylüler kovularak rantiye düzeninin bir parçası haline geldi. Köylü pazarı olmaktan çıkarak metrekaresi bin dolarlara kiralanan tezgahlara dönüştü. Detone tonla haykırılan kulak eziyeti de cabası…

Aynı dert diğer pek çok sektörde de geçerli. İstanbul’da aylığı 1.000 liralık  çürümüş ahırların sorumlusu da aynı komprador zihniyet. Pek çok yerde emlak kartelleri evlerin kiralarını ederinin 100-200 tl üzerine şişirip öyle veriyor. Her sektörde al-satçı zihniyet girdiği yerin fiyatlarını fahişe çeker, türlü oyunlarla bazen de maddi zayıflıklarını istismar ederek  insanların mamüllerini ölü fiyata almaya çalışır. Gerektiğinde el birliği ederek halkın ensesinde yumruk gibi tekelini oluşturur, dürüst satıcıyı pazardan kovar.

Tahtakale mantığı iflas edecek

Bilirsiniz “Tahtakale esnafı”  terimi vardır dilimizde. Ortadoğu tüccarlığının bu tipik örneğine sadece Tahtakale’de değil herhangi bir yerde rastlayabiliriz. Birşeyin fiyatını sorduğunuzda cevap vermeden önce şööyle baştan ayağı süzmesinden sonra tipinize göre bir fiyat çekmesinden ilk bakışta ele verir kendini. Çeyiz almaya giden çiftlerin siparişleri arttıkça gizliden gizliye fazla fiyat çeker. Yani 1 liralık bir şeyden 20 tane alınca mantıken indirim olması gerekirken insanların saflığından faydalanarak daha fazla fiyattan satar. Fatura kesmez, fatura isteyen müşteriden ekstra ücret ister. Kısa vadeli çıkarlarını düşünür. Müşteri memnuniyeti falan zaten hak getire. Bundan yıllar yıllar önce bir arkadaşımla saatlerce dolaşarak bin pazarlıkla aldığım, “heheh çok gezdik ama ucuza kapattık” derken aynı çadırı internette daha ucuza görünce anlamıştım Ortadoğu tipi ticaret mantığının hakkından yalnızca e-ticaretin geleceğini…

Çare e-ticaret’te!

Küresel gıda krizleri her defasında  küresel yatırımcıların gıdaya yatırım yapmalarından sonra oluşur. Pirinç krizini belki hatırlarsınız, zengin amcalar paralarını pirinç stoklarına yatırınca depolara hapsedilmiş  milyonlarca ton pirinç, fiyatları kısa sürede %20’nin üzerinde arttırıldıktan sonra satıldı. Fakir halkın aç karnını doyurmak için akın ettiği bir avuç pirinç küresel zenginlerin emtia fonlarını şişirdi. Bu yüzden üreticiden tüketiciye doğrudan kanalların açılması şart.

Gelir adaletsizliğinin olduğu, zenginin çok zengin, fakirin çok fakir olduğu toplumlarda kölelik düzenine sonrasında isyanlara dönüş başlar. Güçlü toplum güçlü orta sınıfla olur. e-ticaret küçük sanatkarların küçük üreticilerin emeklerini sokak köşelerinden yol kenarlarından kitlelere taşıyabilir. Dev sermaye ve grupların domine ettiği pazarda orta ve  küçük işletmecilere mevzi kazandırabilir. Küçük girişimcilere fırsat zemini oluşturur.

Doğru denetimle üreticiden tüketiciye doğrudan satış, üreticilerin emeğinin karşılığını almalarını, tüketicilerin uygun fiyatlara ulaşmasını sağlar ve insanları üretime teşvik eder. Bu konuda apple store şahane bir örnek. Serbest yazılımcılar güzel paralar kazanıp kendilerini tanıtırken kullanıcılar çoğu ücretsiz ya da sembolik ücretlerle milyonlarca uygulamaya ulaşma imkanına erişti.

Üretici firmalar kendi web siteleri üzerinden doğrudan tüketicilere satış imkanı buluyor. Bezden pastaların bile yüzlerce liraya kapış edildiği internet camiasında sedef kakmacılar, tel örmeciler, bakırcılar, el yapımı  tahta oyuncakçılar, yüzlerce yıllık geleneklerin unutulmuş mirasçıları kırıntılarından doğacak. Elde dokunan kök boyası kilimler turist avcısılarının elinde fahiş fiyata satılmaktansa   artan talepler ve düşen fiyatlarla birlikte duvarlarımızı süsleyecek. Dallarından toplanıp çuvallarla sıkılan şifalı saf zeytinyağlarına üreticilerinin bereketli ellerinden sahip olabileceğiz. Kitlelere erişme fırsatı bulamamış binlerce kobi dünya arenasına çıkmaya başladı bile.